|
|
|||||||||||||||
![]() |
![]() |
||||||||||||||
|
BÖCEKLERDE DAVRANIŞ GENEL TANIM Kas hareketlerinin, ses üretiminin, çekici ve caydırıcı salgıların salınımının, ışık organı aracılığıyla ışığın meydana getirilmesinin, birbiriyle ilişkili olarak nasıl ve hangi amaçla oluştuğunu inceler. Bu yapılar sadece bulunduğu hayvana yarar sağlamaz, aynı zamanda çevresinde bulunan aynı ya da benzeri türlerin davranışlarına da etki eder. Örneğin birçok böcekte dişi tarafından çıkarılan eşeysel feromonlar erkeğin çok uzaklardan çekilmesini sağlar, arılarda besin kaynakları değişik dans çeşitleriyle kovan arkadaşlarına bildirilir; gece kelebekleri kendilerini avlayan yarasaların ultrasonik seslerinden korunmak için ya kinaz hale geçer (kaskatı olma) ya da bu dalgaların niteliğini bozan tepkimeler gösterir. Özünde, davranış, bir nokta da bireyin çevresindeki canlı topluluğu ile olan ilişkisini düzenlediği için ekoloji kavramı içerisinde de tartışılabilir.bu davranışlar zaman ve yer kavramı içerisinde duyu organlarına bağlı olarak merkezi sinir sistemi tarafından düzenlenir ve kontrol edilir.; ayrıca iç salgı bezlerine de büyük oranda bağlıdır. REFLEKSLER Böceklerde görülen en düzenli hareket şekilleri, sinir sisteminde belirli kurallar içerisinde yürütülen “Refleksler”dir. Hayvanın düzenli olarak hareket etmesi de yine belirli sinirsel düzenlemeler ile gerçekleşir. Örneğin bir bacağın hareket ederken karşısına gelen bacağın hareket etmemesi, bu bacağı hareket ettiren impulsun, karşınsa geleni durduracak (inhibe edecek)şekilde bir etki meydana getirmesindendir. Yani hareket, bir seri uyarı zincirinin sonucudur. Yine kelebeklerde bacakların bir tırmanma hareketi, kanatların hareketini önlemeye yeterlidir. Bacakları hareket ettiren impuls, kanat hareketini durdurur. Önleyici merkezler protoserebrumda, buna karşılık hareket ettirici merkez ise özofagus altı gangliyonundadır. Bu hareketler öğrenmenin kısmen etkisi altına da girebilir. Öğrenme merkezi protoserebrumun mantar cisimciği olarak bilinir. Örneğin, yeni uçmaya başlayan bir limon kelebeği (Gonopteryx rhamni), mavi çiçeklerle beslenir ya da üzerine kondurulursa, daha sonraki uçuşlarında, her zaman mavi çiçekleri tercih eder. Çeşitli tipteki refkleksler birbirlerine o kadar bağlıdır ki, birinin bitmesi diğerinin başlamasına neden olur. Böylece birbirini izleyen hareketlerden oluşmuş bir zincir meydana gelir. Bu hareketler bir amaca göre yapılıyormuş izlenimini verir. Birbirini izleyen bu refleks zincirine "İnstik" = İçgüdü denir. Örneğin yağ asidi kokusuyla uyarılan kan emici parazitlerde, kalıtsal olarak bu kokuya yönelme içgüdüsü vardır. Canlının yaşam sürecinin her evresinde, doğa koşullarıyla ve yaşadığı ortamdaki diğer canlılarla ilgili olarak kendi türüne özgü birçok davranış görülür. Bunların çoğu kalıtsal olmakla birlikte, bir kısmı da yaşanan süre içerisinde öğrenilir, 3 da modifiye edilir. Tüm bu davranışlar belirli fiziksel ve biyolojik kurallara dayandırılabilir. Fakat tümünün tam bir açıklaması bugünkü biyoloji bilgimiz ile olanaksızdır. Aynı zamanda entomoloji kitabı olarak hazırlanan bu çalışmanın içerisinde geniş şekilde verilmesi de olanaksızdır. Hatta birbirini izleyen evreler halinde sürekli görünen davranış raylarını bazı gruplara (kademelere) ayırarak vermek de olanaksız görülmektedir. Bu anışların bir kısmı refleks içerisinde incelenmekte; koşullandırılmış ve koşulsuz refleks olarak gruplara ayrılmaktadır. Örneğin kanadın çarpması koşulsuz bir refleks dizisidir. Alıştırılma ile yapılan hareketlerin tekrarı ise koşullandırılmış reflekse girer; örneğin Dalanlarının bazı konularda koşullandırması gibi. Davranışların bir kısmı spontane (kendiliğinden oluşan) olaylardır, instik (içgüdü) olarak adlandırılır ve genetiksel olarak kalıtılır; örneğin yavruya bakma gibi. Bu davranışlar da hormonların etkisi altında, iç almaçlar ve merkezi sinir sisteminin katılımı ile meydana gelir. Davranışların bir kısmı da dış uyarılarla meydana gelir; örneğin, fototaksis = ışığa yönelme ya da ışıktan kaçma, topotaksis = uyarının kaynağına doğrudan doğruya yönelme, klinotaksis = gelen uyarının yoğunluğuna göre kaynağını bulma, tropotaksis = simetrik duyu organlarından birini uyarının kaynağına çevirip (maksimum uyarılma durumuna getirip) diğerini tam aksi yöne getirerek (minimum uyarılma durumuna getirerek) uyarı kaynağını bulmaya denir. Örneğin bir ses ya da ışık kaynağının etrafında dönerek ona yaklaşma davranışı bu tip bir davranıştır. Işık kaynağına her zaman aynı taraftaki duyu organı çevrilir; telotaksis = gözlerin bir taraflı kaynağa yönelmesi; menotaksis = ışığı ölçerek yol bulma vs. Davranışlar konusunda en iyi incelenen hareketler, sosyal yaşayan böceklerin davranışlarıdır. Olayların fizyolojik ve sinirsel kökenine girmeden, göze çarpan belirli davranışlara, özellikle sosyal yaşayan böceklerin davranışına, birkaç örnek vermekle yetinilecektir. Aşağıdaki verilen davranış örnekleri, belirli sistematik davranış özelliklen taşımaz ve keza davranışlar arasındaki ilişki, belirli bir sırayı da izlemez. 1. Kuluçka Parazitliği: Bir yabanarısı (Ammophila), yumurtalarını, iğnesi ile hareketsiz hale getirdiği (fakat canlı) tırtılların içerisine bırakır. Bunun için arı önce bir çukur açar ve çukurun üzerini bir delik kalacak şekilde kapatır. Daha sonra felçli hale gelmiş tırtılı ve yumurtalarını bu çukurun içerisine yerleştirir ve daha sonra çukuru tamamen kapatır. Gelişen yavrular bu tırtıldan taze et yerler. Eğer ilk açılan çukura hareketsiz hale getirilmiş bir tırtıl bırakılırsa, ilginç bir davranış ortaya çıkar. Tırtılı çukurun dibinde gören arı, çukuru kapatmak için dışarıya çıktığında, kendi getirdiği tırtılı açılmış çukurun önünde görür ve tekrar çukura iner; orada da koyduğumuz tırtılı görür ve tekrar dışarıya çıkar. Bu içeriye ve dışarıya gidiş gelişte belirli bir karara varamadığı için yuvayı tamamlayamaz. Çıkan yavrular, analarından bu davranışı görmedikleri halde, kendileri de bir sene sonra aynı davranışı bir içgüdü (refleks zinciri) olarak tekrarlarlar. 2. Koşullandırma: Arıları, büyüklükleri farklı olan iki tip kareden meydana gelmiş bir satranç tahtasının üzerinde besleyelim. Bu karelerden birinin kenarı 2, diğerininki 4 cm. olsun. Besin 2 cm. kenarlı karelere konur ve hayvanlar bu şekilde beslenmeye alıştırılırsa ve daha sonra kenarları 4 ve 6 cm. olan karelerden yapılmış bir tahtanın üzerine bırakılırsa, bu sefer, hayvanlar 4 cm, kenarı olan karelere konarlar. Çünkü böceklerde alışkanlık bir ölçü değil, belirli cisimler arasındaki orantıların karşılaştırılmasıdır. Yani belleklerinde toplu yapı kalır. Bu nedenle her zaman besinle koşullandırılmış olduğu küçük kareyi tercih eder. 3. Arı Kovanlarındaki Düzen: Arı kovanlarında hemen hemen her zaman mutlak bir düzen görülür. Anaarı (kraliçe) kovanın düzenini sağlayan bir başkan gibidir. Gerçekte kraliçenin en önemli görevi yumurta meydana getirmesidir. Doğacak yavruların eşeyini anaarı saptar. Dişiler beslenmelerine göre ya kraliçe (arısütü çok yiyenler) ya da işçiarı olurlar (ansütü az yiyenler). Kraliçearı meme denen, diğer petek gözlerinden farklı bir yerde yetiştirilir. Normal olarak bir kovanda tek bir anaarı vardır. Yalnız çoğalma zamanlarında anaarı sayısı artar. Normal zamanda işçi arılar arasında hiyerarşik bir sıra vardır. Buradaki emir komuta zinciri her zaman geçerlidir ve kovandaki düzen bu şekilde sağlanır. Yalnız üreme zamanlarında, ilk oğul verme sırasında, yaşlı anaarı; ikinci ve daha sonraki oğul verme zamanlarında bazı yeni kraliçe arılar tarafından kovanda bazı kargaşalıklar çıkarılarak, bir kısım işçiarı ile beraber yeni bir yuvanın temeli atılır, buna "oğul verme" denir. Üreme mevsimlerinde anaarı günde 1.500 kadar yumurta, yani dakikada ortalama bir yumurta bırakır. Termit kraliçesinde iki saniyede bir yumurta olmak üzere, bu sayı 40.000'nin üzerine çıkabilir. Arı ve karıncaların dişileri, yaşamları boyunca bir defa çiftleşirler ve spermalarını reseptakulum seminis içerisinde saklarlar. Yumurta döllenmezse erkek, döllenirse kraliçe-ve işçi arı meydana gelir. Erkekler daha çok üreme mevsimlerinde ortaya çıkarlar. Döllenme ödevinden başka hiçbir işleri yoktur. Bu mevsim geçtikten sonra ya kovandan dışarıya atılırlar ya da bir tarafta hapsedilirler. İşçi arılar yaşamlarının çeşitli evrelerinde değişik ödevleri yüklenmişlerdir. Ergin olarak kuluçka gözlerini terk ettikleri zamanı izleyen 2-3 gün içerisinde petek gözelerini ve kovanı temizlerler; 3-5. günler arasında, bal ve polenleri, gelişmiş larvalara yedirirler; 6-10. günler arasında tükürük bezlerinden salgıladıkları bir sıvıyla (arısütü) genç larvaları beslerler; 9-10. günlerde ilk defa ışığa çıkarak birkaç deneme uçuşu yaparlar. Onuncu günden sonra tükürük bezleri kuruduğu için ödevleri de değişir. Dışarıdan getirilen balı aç arkadaşlarına yedirir, polenleri depolar, pislik ve leşleri dışarıya atarlar; 18-20. günler arasında kovanın bekçiliğini yaparlar. Kovanın kapısında her gelenin kokusunu kontrol ederler. Çünkü her Kovanın kendine özgü kokusu vardır (her kovandaki nektarın ve polenlerin bileşimi farklı olduğundan her kovan farklı şekilde kokar). Yabancı anları öldürmeye çalışırlar. Yirminci gününden sonra dışarıdan nektar ve polen toplamaya başlarlar. Yoğun çalışma zamanlarında yaşamlan bu devreden sonra 30-40 gündür. Yalnız yaz sonunda dünyaya gelenler, kışı geçirirler ve baharda ilk yavrular oluşuncaya kadar yaşamlarını sürdürürler. 4. Balarılarında Anlaşma: Sosyal yaşayan böceklerin hemen hepsinde belirli bir anlaşma dilinin olduğu bilinmektedir. Arıların dili en fazla araştırılmış olanıdır. Bunun için kovanın bir tarafı camla kapatılır ve karanlık bir ortamda içi gözlenir. Aydınlık ortamda arılar bu camı mumla kapatacaktır. Kovanın civarındaki bir bal kâsesini ya da şekerli suyu tesadüfen bulan işçi arı (eğer toraksını bir boya ile işaretlersek) kovana dönerek arkadaşlarına bu besinin yerini bir çeşit dansla bildirir ve gerekirse kokusunu da verir. Bunun üzerine kovandaki diğer işçi arılar bu besin kaynağının yeri ve çeşidi konusunda yeterli bir bilgiye sahip olarak, o kaynağa, herhangi bir kılavuz olmaksızın uçarlar. Koku Bildirme: Kovanın çok yakınındaki besinler, işçi arının üzerine sürünmüş artıklarla diğer arkadaşlarına koklatılır. Fakat hayvan uzaktan gelmişse, bu koku, uçarak ortadan kalkar. Bu durumda, işçi arı, uzaktan getirdiği nektarın bir kısmını midesinden kusarak kovan arkadaşlarına koklatır. Doğal olarak bu koku antenlerle alınır. Her bitkinin kendine özgü kokusu olduğundan, hayvanların, kokuları birbirinden ayırma yetenekleri son derece gelişmiştir. Örneğin bir bahçedeki 700 tür bitki içerisinde kokusu verilen bitkiyi hemen bulabilirler. Çay şekeri gibi kokusu arı tarafından alınmayan ya da kokusu olmayan besin kaynaklarının yerinin dansla bildirilmesinin yanı sıra, koku bildirimi de ilginçtir. Eğer kokusunu alamadığı bir besin kaynağına tesadüfen rastlamışlarsa, o zaman, işçi arı, abdomeninin sonundaki, büyük bir olasılıkla dişi bezlerini açarak, kendi kokusundan bir miktarını oradaki besin kaynağına bırakır. Daha sonra kovandaki işçi arılara kendi kokusunu vererek besinin cinsini bildirir. Yer Bildirme: Yer bildirimi daha karmaşık bir şekilde yürütülür. Bu bildirim, genellikle, daire şeklinde danslar yapma ve abdomenini titretme şeklinde yürütülür. Kovandan 100 m. kadar uzaklıklardaki besin kaynakları bir sağa bir sola yarım daire çizilmek suretiyle bildirilir (Şekil 28.198/a). Diğer işçi arılar bu hareketlen dikkatle izler ve taklit ederler. Besin kaynağının uzaklığı, kovandan 100 m.'den daha fazla olması halinde, değişik bir dans çeşidi ile bildirim yapılır. Bu dans şeklinde, arı, kısa bir mesafede koştuktan sonra ilk olarak sağa döner ve bir yarım daire çizer, yine aynı çizgi üzerinden geçerek bu sefer sola doğru bir yarım daire yapar ve bu hareketlerini yaparken abdomenini devamlı titretir ya da sallar. Bu titretme ya da sallama, kaynağın 100 metreden daha uzakta olduğunu göstermek içindir. Kovandan 5 km. kadar uzakta bulunan besinlere ulaşabildiklerine göre, uzaklık nasıl bildirilmektedir? 200 m. uzaklıktaki kaynakları, abdomenlerini 15 saniyede 10 defa sağa-sola sallamalarıyla, 1000 m. uzaklıklardakilerin yerini, 15 saniyede 5 defa sallamalarıyla, 2000 m. uzaklıklardakileri ortalama 3.5 çember ile, 3000 m.'dekilerden sonrası için 15 saniyede 3 dans hareketi yapmak suretiyle bildirim yaparlar. Yani uzaklığın bildirimi, abdomenin sallanmasının yanı sıra, çemberlerin oluşturulma hızıyla da orantılıdır. Besin kaynağının yerini bildirmedeki en ayrıntılı davranış şekli, besin kaynağının, kovanın hangi yönüne düştüğünün, güneş ışınları kullanılmak suretiyle dans şeklinde verilmesidir. Örneğin ilk besinin bulunduğu yerin çevresine yeni besin kaynakları yerleştirilse ve bunun yanı sıra ters yöndeki yerlere de kaynaklar konsa, oransal olarak ilk bildirilen besin kaynağına ve onun civarına çok daha fazla sayıda işçiarının geldiği görülür. Kaynağın yönünün bildirimi de abdomen sallama danslarıyla yapılmaktadır. Arıların dışarıya çıktıklarında, tekrar yuvalarını bulabilmeleri, kovanın güneş ile olan açısının ölçülmesiyle olduğu bilinmektedir. Güneşin yönünü ve yörüngesini saptayabilmek için yavru uçuşları (ilk uçuşa başlayan yavrular için) yapılır. Bu deneme uçuşlarında, kovanın yeri, güneş ışınlarına göre saptanır. Bu nedenle kovanın yeri kısa mesafelerde oynatılsa dahi, dışarıya çıkmış arılar kovanlarını en az belirli bir süre bulamazlar ya da bulmakta güçlük çekerler. Uzak mesafelere kaydırılan yuvalarını hiç bulamazlar. Hava kapalı (bulutlu) olsa dahi güneş ışınlarının yönünü saptayabilirler. Daha önce anlattığımız gibi göz yapıları polarize güneş ışığını saptama yeteneğindedir. Yani, bava kapalı olsa da, çok küçük bir delikten aşağıya sızacak ışıktan güneşin yeri saptanabilir. Besinin yeri, güneş ile besinin kovana göre oluşturdukları açılara göre tariflenir. Yarım dairelerin arakesitleri bu açıya denktir. Eğer besin kaynağı güneş ile kovan arasındaki bir çizgide bulunuyorsa, işçi arı, petekler üzerindeki dansı o şekilde yapar ki, karşılıklı yarım dairelerin kesiti, yani orta çizginin yönü, tam yukarıya gelir. Eğer kaynağın yeri yine güneş ve kovan doğrultusunun üzerinde ise; fakat arka tarafta ise, o zaman dans yine yukarıdaki gibi olur, yani iki yarım dairenin arakesiti yine yukarıya doğrudur. Fakat birincide hayvan dansa başı yukarıya gelecek şekilde, ikinci durumda ise başı aşağıya gelecek şekilde başlar. Eğer kaynak, güneş-kovan doğrultusunun sol tarafında ve aradaki açı 60° ise, o zaman, hayvan petekte düşey istikamette dansa başlamaz, sol tarafa 60° eğimli olmak üzere ve başlangıçta başı yukarıya gelecek şekilde dansa başlar. Eğer kaynak güneş-kovan doğrultusunun 120° sağ tarafında ise, o zaman, hayvan, başı aşağıya gelecek şekilde ve düşey doğrultu ile 120°'lik açı yapacak şekilde dansa başlar. Bu dansları izleyen diğer işçi arılar, besin kaynağının tam yerini saptamış olurlar. Eğer yere dikey duran petekler 90° çevrilerek yatay duruma getirilirse, o zaman dansların orta ekseni doğrudan doğruya besinin yönünü gösterecek şekilde yapılır. Bu durumda baş aşağıya doğru dans yapılmaz. 5. Karınca ve Termitlerdeki Davranışlar: Karınca ve termitlerde iş bölümü arılardan farklıdır. Bunlarda bireyler bütün yaşamları boyunca ancak bir çeşit iş görürler. Karıncalarda bu iş birkaç sene devam edebilir. Karınca toplumlarındaki işçi ve askerler her zaman kısır dişilerden meydana gelir. Buna karşın termitlerde her eşeyden de işçi ve asker vardır. Gerek karınca gerekse termit işçileri kanatsızdır. Üreme işlevini yüklenenlerde çiftleşme uçuşundan kısa bir zaman sonra kanatlarını yitirirler. Termit ve karınca işçilerinin bazıları kraliçeyi besler, bazıları da onu temizler ve dışkılarını yerler. Bir kısmı yavrulara ve yumurtalara bakar, büyük bir kısmı da besin toplar. Bunlar arasında yuvalarındaki gübrelenmiş bahçelerde mantar yetiştirenler de vardır. Bu mantarlar bakıma gereksinme gösterirler ve ancak çiğnenmiş yapraklar üzerinde gelişirler. Bunun için, her dişi hayvan çiftleşme uçuşuna çıkarken ağzına bir parça mantar alır. Yeni yuvanın kuruluşunda bu mantarları kullanırlar. Ayrıca, yuvalarda bazı işçiler bir odacığa kapatılarak devamlı çiçek balıyla beslenirler. Bu bireyler şekil değiştirerek bal depo eden bir çeşit bal kavanozu şekline dönüşürler. Hacimleri büyük ölçüde artar. Kıtlık zamanlarında bu bireyler balı aç arkadaşlarına verirler. Bazı karıncalar da yaprakbitlerinin dışkılarını seve seve yerler ve onlara bu nedenle çobanlık yaparlar. Soğuk gecelerde ve mevsimlerde karıncalar tarafından yuvalara taşınan bu bitler, uygun havalarda tekrar yapraklar üzerine taşınır. Karınca ve termitlerde savunmayı genellikle askerler yaparlar. Bunlar kuvvetli mandibullara sahiptir. Açtıkları yaralara formik asit akıtırlar. Buna karşın arılar savunmalarını sokarak yaparlar. 6. Karınca Misafirleri: Yaprakbitleri gibi karıncalara yararlı hayvanların yanı sıra, diğer bazı böcekler çok defa karınca toplumları için zararlıdır. Bu hayvanlar bezlerinden çıkardıkları sarhoş edici bir maddeyi karıncalara verirler. Bunun karşılığında karıncaların ağzından besinlerini alırlar ya da karınca yavrularını yerler. Karınca ve termit yuvalarında bu şekilde misafir yaşayan hayvanlardan başka, ya bu böceklerle ya yavrularıyla ya da yumurtalarıyla beslenen diğer hayvanlar da vardır. Bu hayvanlar vücut şekilleri ve kitin kabukları ile kendilerini karınca ve termitlerden korurlar. Göç eden karınca sürülerinde, karıncaların şeklini taklit eden bazı böcekler de vardır. 7. Karınca ve Termitlerin Teritoryumları: Her karınca ve termit devleti hakim olduğu bir alana sahiptir. Bu alan diğer devletlerin zararına genişletilmeye çalışılır. Eğer gerekiyorsa diğer bir devletle anlaşma yapılarak üçüncü bir devlete saldırılır. Bazen milli bir sınır vardır. Bu sınırın içerisinde birçok yuva bulunur ve bireyler bu yuvaların içerisine girmeye izinlidirler. 8. Karınca Esirleri: Bazı karınca türleri de başka bir karınca türünün bireylerini esir almak için savaşırlar. Larva ve pup halindeki bireylerini kendi yuvalarına taşıyarak, orada erginleşmelerini ve daha sonra kendi emirlerinde esir olarak çalışmalarını sağlarlar. Bazı karınca türlerinde esirsiz yaşamak olanaksızdır. Bunların dişileri çiftleşme uçuşundan sonra, bir yolunu bularak yabancı bir karınca yuvasının içerisine girer. Keskin mandibulları ile bu yuvanın kraliçesinin kafasını koparır ve kendi yumurtalarını bırakmaya başlar. Bir zaman sonra yavruları ile birlikte yuvada hakim duruma geçerler. Yuvada yerli bireylerin sayısı azaldıkça, tekrar diğer yuvalara saldırarak larva ve pup getirir ve yeni esirlerin yetiştirilmelerini sağlarlar. Gerçekte bu tip karıncaların bireyleri sadece asker olarak ödev görürler. Yuvada başka iş yapmazlar. Özellikle tropiklerde bulunan bazı türler, yuva yapmazlar, devamlı göç ederler. Bu karıncaların ormandaki zararları çok büyük olur. 9. Termitlerde Üreme ve Kraliçe Saptanması: Termitlerde üreme, karıncalardan farklıdır. Henüz eşeysel olgunluğa ulaşmayan bir erkek ve dişi, çiftleşme gezisine çıkar ve daha sonra yeni bir yuva kurarlar. İlk yumurtalar birkaç ay sonra bırakılır. Bunlardan meydana gelen ilk yavrular ana tarafından beslendiği için küçük kalır. Daha sonra çıkan yavrular tükrük salgılarıyla anayı beslerler. Ana iyi beslendikçe yumurta sayısı artar. Kraliçe ölürse, kraliçeyi beslemek için verdikleri tükrük salgılarını en genç larvalara vermeye başlarlar. Bu şekilde iyi beslenen larvalardan üreme bireyleri meydana gelir. Burada sınıfların oluşumunu sağlayan, tükrük salgısıyla beslenme oranıdır. 10. Yuva Yapma Davranışı: Karıncalarla arılar aynı takımdan (Hymenoptera) olmalarına karşın, termitler farklı bir takımdandır (Isoptera). Fakat her üç grup da sosyal yaşantının en üst düzeyine ulaşmıştır. Göç sırasında birlikte olmayı seven bazı çekirge türleri, yavrularına bakan kulağakaçanlar, gündüzleri bir araya toplanan hamamböcekleri, sosyal yaşantı bakımından oldukça ilkel olarak kabul edilirler. Buna karşın karınca ve arıların ait olduğu takımından (Hymenoptera) olan bazı böcek türlerinde, yine çeşitli kademedelerde sosyal yaşantı vardır. Özellikle yabanarıları (eşekarıları), toprak içerisinde ya çeşitli cisimlerin alt yüzünde, özel bir yapı maddesinden küçük yuvalar ya da petekler yaparlar. Bunların içerisine bazen polen ya da bal doldurularak yavruların gelişmesi sağlanır. Eşekarılarında işçi ve üreme bireyleri ayrı ayrıdır. Kışın bu yuva dağılır. İlkbaharda dişi bireyler tarafından yeniden küçük bir yuva yapılır ve daha sonra çıkan yavrularla yuva genişletilir. Bazen çeşitli dişilerin bir bölgede yuva yaptığı ve her ananın kendi yavrusunu beslediği görülür. Yalnız bir tehlike anında ortak bir savunma yapılır. Karıncalarda ve diğer bazı anlarda da yuva yapımı görülür. 11. Işıkla İletişim: Birçok ateşböceğinde ışıkla haberleşme görülür. Bu daha çok iki eşeyin birbirini tanımasına yarar. Abdomenin sonunda bulunan ışık organından, ışığın kalitesi (sarı, mavi, beyaz, kırmızımsı vs.) ve saniyedeki yanma-sönme periyodu farklı olan bir ışık çıkarılır. Bu, eşeyler arasındaki iletişimi (kominikasyonu) sağlar. Çünkü her türün kendine özgü ışık kalitesi ve frekansı vardır. Fakat bu hayvanları gerek ışık kalitesi gerekse ışık frekansı bakımından taklit eden birçok değişik avcı grubu daha vardır. 12. Sesle İletişim: Belirgin olarak çekirgelerde ve ağustosböceklerin-de, keza diğer birçok grupta değişik şekilde ses ile bildirim vardır. Çekirgelerde arka femurun iç yüzündeki çeşitli tüberküllerin kanat kenarına ya da vücuda sürtülmesiyle [kısa kanatlı çekirgelerde = Caelifera'da], abdomendeki büyük bir zarın titreştirilmesiyle (ağustosböceklerinde =Cicadidae), kanatların birbirine sürtüştürülmesiyle [cırcırböceklerinde = Gryllidae (Şekil 28.208/f-h), Tettigoniidae] ya da vücut parçaları ile ses çıkarılır. Yine ses frekansları, dolayısıyla tonları her türde kendine özgüdür. Bu, türlerin bireyleri arasında, eşeysel anlaşma başta olmak üzere değişik iletişimleri sağlar. Farklı türler arasındaki sesle iletişim, birçok durumda, yalnız tehlikeyi haber vermek için olabilir. Aynı ortamda yaşayan farklı ve yakın türlerin bireylerinde tehlike işaretini simgeleyen ses bantları ortak olabilir. Bu şekilde ortak yaşamanın bir kısmı oluşturulmuş olur. Yukarıda verilen örnekler sadece popüler olan örneklerdir. Tüm böcekler için belirli davranış kurallarını vermek olanaksız görülmektedir. Ayrıca birçok davranışın fiziksel ve moleküler düzeyde açıklanması yapılamamıştır. Sonuç olarak, bir hayvanın tüm yaşamı boyunca yaptığı her hareketin belirli bir açıklaması olması gerekmektedir, en azından davranış fizyolojisi bakımından. Bu konuda daha geniş bilgi özellikle davranış konusunu inceleyen sınırlı kitaplardan elde edilebilir. |
|||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||